Arda Türkmen Patagonya Günlükleri

Patagonya Güncesi Gün 1 ve 2

  • 1

Pazartesi sabah 6, alarm çalıyor. Benim 2 haftalık patagonya maceramın başlama alarmı bu çalan. Eşyalari zaten geceden toplamış, çantamı hazır etmiştim. Pek sabaha bırakmayı sevmem bu tip hazırlıkları. Taksi çağırıp evden çıkmam yarım saati bile bulmadı. Havalimanına geldiğimde, bildiğimiz Atatürk havalimanı giriş kaosunu taksi şöförü abimizin kıvrak manevraları ile atlatmak günün ilk bonusuydu. Giriş, business lounge’a yerleşmek filan da yarım saat sürdü desek, sabah kahvemi yudumlamaya başladığımda saat 07.30 filandı. 10.30’daki uçuşa 3 saat erken gelmiş ama hiç pişmanlık duymayan Arda’yla tanışın… Aman geç mi kaldım endişesiyle içim içimi yiyeceğine, erken gelip kafam rahat olsunculardanım ben . Loungeda gelen giden sağıma soluma oturanlarla sohbet muhabbet derken, biranda geçiverdi o saatler zaten, attım kendimi uçağa… Uçak büyük ama sorsanız nedir diye hiç bilmiyorum. Nedense yıllardır hiç ilgi duymadım Boeing mi, Airbus mı 737 mi A340 mı filan diye. Tek hissettigim business classta oturmam ve beni business’a upgrade eden Thy’deki arkadaşımız Suna’ya duyduğum minnet oldu . İstanbuldan Sao Paolo’ya 13 saat. Sao Paolo’ya iniş tekrar kalkıp Buenos Aires’e iniş toplam 18 saat sürüyor, hava durumuna göre bazen daha da uzayabiliyor süre . Bu süreyi bana yatarak konforlu geçirme imkanı verenlere minnet duymayayımda ne yapayim :)
Arda Türkmen Patagonya Günlükleri

Efendim yol boyunca 6 film izledim, toplam 2 saat uyuyabildim. Uçaklarda film izlemeyi seviyorum, sinemada izleyemediğim filmlerle arayı kapatmak için iyi bir fırsat gibi geliyor bana. Ama tabi gözler da hafif ölü balık gibi bakmaya başlıyor bir süre sonra . Sao Paolo’ya indiğimizde kalkıştan inişe 13 saat geçmişti ki Thy kabin ekibindeki ekip, geçen ay aynı mesafeyi 15 saatte yaptıklarını söyleyince ben kendi kendime eh buna da şükür demeden edemedim. Aynı ekiple muhtelif selfielerimizi çektikten sonra kabin ekibi değişti, yeni ekip görevi aldı, ama ben aynı dirayetimle görevinin başında biraz yorgun ama mağrur yolcu Arda olarak koltuğuma sıkı sıkı sarıldım, ya da bir başka deyişle bizim uçak Buenos Aires’e doğru yola çıktı ve benim bu olayda epik hiçbir katkım yoktu :)

Sao Paolo’ya inip tekrar kalkmamız 2 saat, Buenos Aires’e varmamız ve uçaktan inmem de 4 saat kadar sürdü. Bu süre zarfında uçaktaki wifi imkanı sayesinde annemle, arkadaşlarımla ve Buenos Aires’de buluşacağım arkadaşım Cem ile bol bol whatsapptan yazışma şansı buldum. Cem, Dubai’den Buenos Aires’e geliyor ve orada ara uçuşu yapacağımız havalimanına yakın bir otelde buluşup, ver elini El Calafate demeyi planlıyoruz . Planlıyoruz da, bizim seyahatler tuhaflıklar olmadan olmaz, ilerleyen satırlarda okuyacaksınız zaten… Uçaktan indim, pasaporttan inmem valiz almam filan aşırı hızlı ve kolaydı, vallahi ben bile şaşırdım. Ne olur ne olmaz diye 200 USD bozdurmak için bankada kuyruğa girdim, önümde gürültücü bir İspanyol grup, Allah’ım boğazlarını sıktım sıkacağım o derece… Bir bir bir lak lak lak bağır çağır bir goy goy bir makara , ulan sıra da ilerlemiyor, gişedeki abiler de bir yavaş, te Allah’ım Arda oğlum ya sabır derken, yarım saatte sıra bana geldi. 200 USD bozurdum ve taksilerin olduğu kioska ilerledim. Cem benden 2-3 saat önce geldiği için , otele mesafe 39 km., taksi ücreti 35 dolar civarı tutuyor diye mesaj atmıştı. Taksi kioskundaki abla bana gideceğiniz mesafe 780 pezo tutuyor, pezo mu ödersinizi dolar mı diye sorunca, o goygoycu İspanyollarin arkasında beklediğim yarım saate acıdım . Arjantin’de enflasyon çok yüksek, o yüzden dolar aktif bir para birimi, hatta insanlar pezo yerine dolar vermenizi daha çok tercih ediyor. Al Arda’cım bu da sana ilk Arjantin dersi olsun. Atladık taksiye, kibar bir şöfor abimiz var, olmayan ingilizcesiyle benimle iletişim kurmaya çalışıyor, o ispanyolca ben ingilizce sohbet ede ede gidiyoruz. Benim bir savım var, yıllardır bunu savunurum. Dünyanın neresinde olursan ol, yüksek sesle ve vurgulu Türkçe konuşarak, biraz da vücut lisanı ekleyerek herkesle anlaşabilirsiniz :) Komik ve saçma farkındayım ama, deneyin oluyor. Bu abiyle de hafif bu şekilde güle oynaya 40 dakikalık yolu yaptık. Yaptık da geldiğimiz yer ve mevcut saat itibariyle etrafıma bakıyorum, hafif 3,5 atmalık bir ortam var . Buenos Aires’e gelirseniz, uçak inerken camdan bakıp ilk farkedeceğiniz şey, şehrin doğal bir sarı ışık kullanması olacaktır. İkinci şey ise düzenli kesişen yollarla bir hub gibi planlanmış, sürekli 4 yol ağızından oluşan düzgün bloklarla örülmüş bir yapısının olması olacaktır. Ben de taksi içinde bu bloklar arasında giderken, şoförün oteli bulamamasından hafif bunalmaya başlıyordum ki ahaaaaa otel Cristoforo Colombo dedi. Adı çok heybetli de bizim apart oteller gibi bir yer. Neyse onca yoldan sonra, ne olursa olsun deyip direk zıpladım odaya. Cem benden 3 saat önce benzer uzaklıkta bir yoldan geldiği için bayılmış uyuyor. Saat gece lokal zamanla 00:00, İstanbul’la aramızda 6 saat var, yani İstanbul’da Salı sabah 06:00. Tam 24 saattir yoldayım, ama hala bitmedi, 04:45’de Buenos Aires’den El Calafateye uçuşumuz var. 2 saat uyuyup uyandıktan sonra, hemen bir taksiyle ara uçuşumuzun olduğu havalimanına gidiyoruz, adı ne diye sormayın vallahi hatırlamıyorum. Bu ana kadar kaotik ve süprizlere açık seyahatta hersey yolunda gitti, yani birimiz Dubai’den, birimiz İstanbul’dan kalktık, Buenos Aires’in 40 km. dışında bir acayip otelde gece yarısı buluştuk. 2 saat uyuyup ara uçuşun olduğu alana geldik, anlatınca ajan filmi gibi ( hele oteldeki odayı görseniz tam ajan filmi gibiydi inanin ) ve bu ana kadar hiç aksilik yok. Çok tuhaf hakikaten, oysa ki bizim başımıza illa bir acayiplik gelmeliydi.
Arda Türkmen Patagonya Günlükleri

İşte o acayiplik noktasına şu an gelmiş bulunuyoruz, hayırlı olsun. Kontuardaki kız, isminizi bulamıyorum diyor bana. Sinyor Sem ( evet Cemi Sem diye okuyor) burada ama sinyor Arda ( r lere basarak telaffuzunu yerim senin ) listede yok. Ulan nasıl yok? Cem oğlum sen almadiIn mı biletleri, abi ben ara uçusları hallediyorum dedim, buldum sana yolladım bunu al diye sen alacaktın, yok olur mu? Sen alacaktın derken haydi buyrun zurnanın zırt dediği yere… Kısacası bizim Cem kendine bilet almış, bana da sen de bu biletleri al diye uçak bilgisi göndermiş (göndermedi). Ben de o ikimize de aldı diye ferah ferah buralara kadar gelmişim… Ama sonuç ne? Sonuç, deniz derya insan var uçakta benim koltuk yok. Neyse r’lere basarak adımı söyleyen ablaya bir saniye dedim, koşa koşa bilet satışa gidip oradaki ablanın da tatlışlığı sayesinde bir bilet aldım (ama tabi o anlarda böyle film seridi gibi geciyor ister istemez, ulan Cem diyorum, ulan Cem, sonra Cem’in o sakin, abi sakin hallederiz, olmadı bir sonraki uçakla gideriz, dolmuş gibi bunlar deyişi geliyor gözümün önüne, ulan diyorum, ulan… :) Ama ben de aslına bakarsanız sakinim.). Bu tip durumlarda ultra sakin bir adama dönüşürüm ben, panikle ahla vahla uğraşmam tamamen işi cözmeye odaklanır ve soğuk kanlılığımı hiç kaybetmem, inanın bana bu öğrenilebilecek bir özellik.
Arda Türkmen Patagonya Günlükleri

Neyse efendim biletimizi aldık, sorunsuz uçağa bindik. Sohbet muhabbetin bini, 3-4 saatte vardık El Calafateye. Havalimanı 2 peronlu bayağı minnoş bir liman, çıkıp taksiye ilk bindiğimizde gözümün gördüğü, koskocaman bir dünyada, bir doğada aslında bir hiç olduğumuz. Bu kendimi Patagonya’da Ben Stiller’in Walter Mitty’si gibi hissettiğim ilk an ama son olmayacağı kesin. Filmi izlemediyseniz mutlaka izleyin, hele o İzlanda’daki yanardağı kay kay sahnesi, efsanedir. Taksi fiks tarife 540 pezo, 25 dolar filan. 15 dakikada oteldeyiz, valizleri atıyoruz valiz odasına, cünkü sabah 8:30 ve odayı 12:00’den önce vermiyor buradaki abiler. Çıkıp etrafı gezelim diyoruz. El Calafate, 18.000 nüfuslu bir bölge ve aslında herşeyi var. Tek katlı evler binalar, gün ışığından maksimum faydalanılan bir mimari, yemyeşil bahçeler, muhteşem kocaman bir göl, nefis bir ortam. Şehrin karmaşasından bunalan bünyeye adeta bir vaha gibi sabahımın ilk saatleri. Yürüdükçe nefis bahçeler, acayip tatlı evler goruyoruz. Bakın lüks ve ihtişam değil, tek katlı, iyi planlanmış, zarif hayranlık uyandıran yapılar ve bahçe düzenleri. Hiçbiri birbirinin aynı değil ve hemen hemen hepsi çok gözalıcı, hayran oldum. Cem’le karar verdik, ne olursa olsun akşama kadar uyumayacağız ki vücut buradaki bu döngüye adapte olsun. İyi hoş da sabah 8:30 Calafate’de hayat daha başlamakla başlamamak arasında… Neyse olsun, ortam güzel yürüyoruz. Göl kenarına kadar geldik, zaten hepi topu 12 dakika yürüdün mü hopp göl kenarı. Bir kahvaltı bir yumurta bir omlet yok mu derken, idrak ettim burada hersey hamur işi arkadaş. Don Luis pastanesinden aldık kıymalı empanadaslarımızı (buraların yerel böreği) kahve sandviç filan derken, gömüldük göl kenarında karbonhidrata. Burada dikkatimizi çeken şey insan kadar köpek var her yerde. Evet bildiğiniz sokak köpekleri, ama her yerde 3’er 5’er. Bize de bi tane geldi, sandviçlere ortak olmaya, adını Tanju koyduk :) neden Tanju bilmiyorum. Tanju öyle aç ki sandviçin yarısını yedi. Sonra da bizimle takılmaya başladı… Ve evet günün yarısında bizimle yürüdü hayvan. Biz minnet duydu sandık ama gerçek sebep acaba yine yemek verirler miydi olmalıydı:)
Arda Türkmen Patagonya Günlükleri

Neyse, etrafa bakıyorum ulan millette bisiklet, altında gezip duruyorlar, internetten bike rental Calafate yazdım bir kaç adres çıktı, gps kullanarak birine gitmeye karar verdik ama yani yoldayken bile orada bisikletçi olmayacağını biliyorduk. Tepeye tırman allah tırman, yürü babam yürü veeeeeeeeee tabii ki bisikletçi yok… Ama en azından sana bir tepeden baktım ey aziz Calafate denecek bir manzaraya çıktık. Tekrar deniz seviyesine indik, yürümeye devam. Aslında bir dinlen be oğlum değil mi ama, yok biz aç kurtlar gibi gezeceğiz, yürüyeceğiz, keşfedeceğiz diyerek yürüyoruz. İlk kıçımızı bir yere koyup birer limonata içtiğimizde, ulan ayaklar bayaaaa ağrımış dedik kendi kendimize… Sonra merkez caddesine bir çıktık, heryer bisiklet kiralayan dükkanlarla dolu… Aslında onlar hep oradaymış da sabahın 8’inde açık değillermiş… Neyse efem, kiraladık 3 saatliğine bisikletlerimizi, 3 saatlik kiralamaya 12 amerikan dolarımızı verdik, sonra başladık gölün etrafında turlamaya. Bisikletle gezmek, yürümekten daha az yorucu, daha hızlı ve daha pratik. Bisikletle 1 saat gezindikten sonra bir yemek molası daha verelim dedik, oturduk bir porsiyon et ile birer bira çaktık, ohh soğuk soğuk iyi geldi… Bu arada bugün hava 22 dereceye kadar çıktı, tam bir bahar havası, güneş tepede, gökyüzü açık, ne şanslıyız dedik kendi kendimize. Ama yaklasık 1 saat sonra Patagonya, asla havasına güvenilmeyeceğinin sinyallerini vermeye başladı. Saat 3’e doğru rüzgar kuvvetlendi, güneş sıcaklığını göstermemeye karar verdi ve kuvvetli rüzgarlı hafif kapalı hava ortama hakim oldu. Biz bisikletlerimizi iade ettik ve etrafta yükselen müzik sesine doğru yürüdük. El Calafate müzik festivali varmış efendim, onun sound checklerini yapıyorlar. Kocaman bir konser alanı, devasa bir sahne, bayağı ciddi bir prodüksiyon … Yıllardır yapılıyormuş ve önemseniyormuş bu organizasyon. Artık otele gidip yerleşip , 2 haftalık Patagonya turu ile ilgili brief alma vaktimiz yaklaşıyor. Yine yürüyerek otele dönüyoruz odalara yerleşip, ben direk duşa giriyorum. Cem üşengeç, sen önce gir ben bir uzanayım diyor ve bu ona pahalıya patlıyor, çünkü ben çıktıktan 3 dakika sonra otelde sular kesildi 😆😆 . 2018’in Arjantin’inde, sular mı kesilir demeyin vallahi kesildi… Neyse geri gelecekmiş bir saate kadar.

Giyinip kuşanıp brifinge indik. Kimseyi tanımıyoruz, herkesle şimdi tanışacağız. Sadece resepsiyondaki çocuktan herkesin Avustralyalı olduğunu öğrendik. Tur liderimiz Juliana geliyor ve brifinge başlıyoruz. 2 hafta boyunca nerelere yürüyeceğiz, nerelerde tırmanacağiz, neler taşıyıp nelere ihtiyacımız olacak, bunların 1 saatlik bir brifingini aldıktan sonra ekip kendini tanıtıyor. En gencimiz bizim Cem, o da 39 yaşında, sonra ben 42, sonrası 55 yaş ve üstü Avustralyalı bir grup, onlar da birbirlerini tanımıyor. Bu kadar uzun ve dayanıklılık gerektiren bir yürüyüşü çıkarabilirler mi bilemiyorum ama tek bildiğim bu Avustralyalılarin bayağı sıkı ve dayanıklı tipler olduğu.
Arda Türkmen Patagonya Günlükleri

Akşam yemeğine geçiyoruz beraberce, buralarda kuzu en çok öne çıkan ürün. Pişirme metodları da ilginç. Kuzuyu karkastan bildiğiniz çarmıha gerer gibi gerip, açık kömür ateşinde öğlenden pişirmeye başlıyorlar, kuzu aksama kadar pişiyor ve akşam kesip servis ediyorlar. La Tablita diye bir lokantada akşam yemeğine oturuyoruz, burası belli ki epey turistik bir lokanta. Açık söyleyeyim, eti çok hızlı şişirme pişirdikleri için yazık etmişler, ama sosis filan neyse karnımızı doyurduk, otele döndük. Saat 21:30 burada hava kararmadı, valizi toplayıp yarın sabah 08:00’de Chalten bölgesine hareket edeceğiz. Valizi çokça açmadım bile zaten ama, yarın yanıma alacağım eşyaları tasniflemem, günlüğü yazmam lazım. Çantamı hazırladım ama yazıyı yazacak vakit yok, uyku tatlı geldi. Fakat yatak ve özellikle yastık çok rahatsız. Tabii ki uyandım sabah 05:00’te. Ve ilk gün yazımı yazdım. Evet Calafatede Çarşamba sabah 05:30, bizim trekking maceramız 08:00’de Chalten’e hareketle başlayacak. Tam camın önünde de şerefsiz bir horoz var, ötüp duruyor ü ürü üüü… Belki 1 saat daha kestiririm susarsa vicdansız 😊 .

14.02.2018 / saat 05:53

Ardanın Mutfağı Haftanın Tarifleri
yorumlarYorumlar
    • Yasemin Yıldırım

      16 Şub 2018

      Ardaaaaaa. Umarım iyisindir. internet çekmediği için yazamıyosundur.